Site içerisinde   

Röportajlar


 
Bu röportaj POLPAUM Danışma Kurulu Üyesi Dr. B. Senem
Çevik-Ersaydı tarafından 20.02.2012 tarihinde Kudüs’te gerçekleştirilmiştir.
 
Ekonomik kriz yaşayan ülkeler bazen kızgınlıklarını yansıtacakları bir dış hedef bulmaya çalışıyorlar. Bu da çoğunlukla güçlü ülke konumundaki Almanya oluyor

 

Bugünkü röportaj köşemizin konuğu Alman grup analisti klinik psikolog, International Dialogue Inititative (IDI) üyesi Dr. Regine Scholz. Dr. Scholz ile Avrupa Birliği’nde yaşanan krizi ve bu krizin Avrupa kimliğine olan etkisini konuştuk.*

 

POLPAUM: Avrupa’da yaşanan ekonomik krizi ve bu krizde Almanya’nın rolünü değerlendirebilir misiniz?

 

Dr.Regine Scholz: Durum göründüğünden de karmaşık aslında. Avrupa’da mesele aslında yalnızca Euro krizi değil, tüm ülkelerin bir borç içinde olmasıdır. Örneğin İngiltere ve hatta Almanya bile İspanya’dan çok daha fazla borca sahiptir. Avrupa’daki ekonomik kriz aslında Avrupa’nın yıllardır olmayan bir parayı harcamasından kaynaklanmaktadır. Şu anda bu  borçları nasıl ödeyeceğimizi düşünüyoruz. Tabii ki bu durum özellikle bazı Avrupa ülkeleri için çok zor olacak. Ben bir iktisatçı değilim, bu bağlamda olanları da tam olarak açıklayamam ancak –tümden bir falekete sürüklenmediği müddetçe- Avrupa Birliği, Euro ve Almanya neticede tüm bu süreçten daha güçlü olarak çıkacaktır. Birçok kişinin de gözlemlediği gibi Almanya bu krizin çözümünde önemli bir rol üstlenmektedir. Tabii ki Almanya’nın çözümdeki bu aktif tutumu farklı reaksiyonlar ortaya çıkarmaktadır. Bir kısım Almanya’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savunurken –Davos’ta Dünya Ekonomi Zirvesi’nde olduğu gibi- bir taraftan da Almanya karşıtı görüşlerin de artmaya başladığı görülmektedir.

 

Yine de bu görüşlerin çok fazla olmadığını söyleyebilirim. Örneğin Almanya’nın şu dönemde Fransa ile son derece ilginç bir işbirliği. Bu işbirliği öyle bir hal aldı ki Fransa Cumhurbaşkanı bir açıdan seçim kampanya sürecinde Angela Merkel’e güveniyor. Merkel de açık bir biçimde destek çıkıyor. Elbette herkesin kendi desteklediği düşünceleri, fikirler olmakla birlikte Merkel açıkca yalnızca bir adayı destekliyor.  Bu aday seçilmezse o halde diğer aday ile işbirliği yapacak. Beni asıl şaşırtan durum Almanya ve Fransa arasında miras kalan, nesilden nesile aktarılan, ancak De Gaulle ve Adenauer döneminde izleri silinmeye başlayan tarihsel düşmanlık duygularının bir tepkiye yol açmamasıdır. Doğrusu, Almanya’nın bu iç işlerine müdahale olarak görülebilecek tutumunun Fransa’da tepki ile karşılanacağını bekliyordum. Ancak daha da ilginç olan, Fransa Cumhurbaşkanı gittiği her yerde Almanya örneğini öneriyor ve halk son zamanlarda “Allegmanie” yı sıklıkla telaffuz ediyor, hem de hiçbir toplumsal tepki olmuyor!!! Aynı şey birkaç yıl önce olsaydı mutlaka protestolar olurdu. Kısacası Fransa’da verilen son derece sönük tepkilere şaşırdım.

Öte yandan Yunanistan’da durum çok farklı. Yunan halkı gerçekten de çok mutsuz ve tabii ki bunu anlamak mümkün. Toplum tedirgin, kızgın, korkmuş durumda. Bu kızgınlıklarını yansıtacakları bir yer bulmaya çalışıyorlar ve bu nedenle de kızgınlıkları zaman zaman Alman karşıtı duygular olarak ortaya çıkıyor. Biz Almanlara Nazi diyorlar ve örneğin Angela Merkel’i üniformalı bir SS subayı olarak resmediyorlar.

 

POLPAUM: Ortaya çıkan bu gibi Alman karşıtı duygular ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Dr. Regine Scholz: Bence Avrupa’nın her köşesinde Almanya’nın bu ekonomik ve siyasi başarıyı hak etmediği algısı hâkim. Aslında bu duyguyu şöyle özetleyebiliriz: “Savaşı kaybettiler, insanlığa karşı korkunç suçlar işlediler ve şimdi en güçlüler- bu tamamen haksızlık!”. İtiraf etmem gerekir ki bazen bizim siyasetçilerimiz de bu duyguları dengelemek adına doğru bir söylem kullanmıyor. Örneğin bir Alman yetkili geçtiğimiz aylarda diğer Avrupa ülkelerinin Almanya’nın ekonomik planlarını kabul etmesi bağlamında büyük bir gururla “Avrupa işte şimdi Almanca konuşuyor” dedi. Bu gibi söylemler gerçekten de faydalı olmuyor. Hatta daha sonra kendisi düzeltme yapsa da Angela Merkel’in Güney Avrupa ülkelerine hitaben “Bazı AB ülkeleri deli gibi çalışırken, diğerleri tatil yapıyor, bu durum böyle devam edemez” demesi hiç de hoş olmadı. Elbette bu yaklaşım kamuoyundaki görüşleri yansıtıyordu. Fakat siyasetçiler bu gibi popülist söylemlerden kaçınmalıdır. Ortada nasıl bir durum ile karşı karşıya olduklarını, kazançları, kaybedilecekleri tüm Avrupalı siyasilerin halka açıkça anlatması gerekmektedir. Zor bir süreç ancak her şey daha net açıklanmalı. Öte yandan diğer AB ülkelerinin Almanya karşıtı bu duyguları Almanya’da mutsuz bir tepkisizliğe neden oluyor. Almanlar “ne yaparsak yapalım, nasılsa bizi sevmeyecekler” düşüncesi içindeler. Bu nedenle de diğer AB ülkelerinin ne isterlerse söyleyebileceği, yapabileceği düşüncesi hakimdir.

 

POLPAUM: AB’nin geleceği ile ilgili endişeleriniz var mı?

Dr. Regine Scholz: AB bana kalırsa neticede başarılı bir birlik olmuştur ve Avrupa da başarılı bir Almanya’dan istifade etmiştir. Öte yandan Almanya dışında kalan AB ülkeleri deyim yerindeyse büyütmek istemedikleri bu küçük çocuğun –Almanya- artık çok fazla olduğunu düşünmeye başladılar. Benim AB ile ilgili esas endişem demokratik işleyişteki zayıflıklardır. Halk siyasi süreçlerin çok azına müdahil olabiliyor. Bu durum da politikacıların her türlü başarıyı ulusal yönetimlere –Berlin, Paris gibi- atfetederek her tür başarısızlığı, sorunu, zorluğu sadece AB ve Brüksel’e atfetmesine neden olmaktadır. Politikacıların içinde bulunduğu çıkmaz bundan ibarettir. Ne yazık ki bu siyaset halkın AB’den uzaklaşması, soğuması ile sonuçlanmaktadır. Maalesef bu durum AB için var olan ekonomik krizden çok daha büyük bir tehlikedir. AB küresel bir güç olma kapasitesine sahip bir birliktir. Birliğe bağlı, o çok güçlü Almanya da dâhil, 27 ülkenin hiçbirisi tek başına bir küresel güç olamaz. Eğer Avrupa diğer bölgelerle rekabet edecekse daha fazla Avrupa demokrasisine, daha fazla uyuma ve kendine güven gibi ortak sembollere ihtiyacı vardır.

 

Dr. Regine Scholz Kimdir?

Dr. Regine Scholz, Mainz ve Münih’te psikoloji ve sosyoloji eğitimi almıştır. Ludwig-Maximilians-University Münih’te doktorasını “Kültür ve Kollektif Travma: Grup Analiz Perspektifi” başlıklı tezi ile tamamlamıştır.

Ruhr Üniversitesi’nde görev yapmış, uluslararası bir petrol şirketinde kurum içi danışmanlık görevini üstlenmiştir.
1987 yılından beri travma tedavisi özelinde grup terapisti olarak çalışmaktadır. Londra merkezli Group Analytic Society yönetim kurulu üyesi ve and Alman Grup Terapi Cemiyeti -German Society for Group Analysis- ve Grup Psikoterapisi -Group Psychotherapy (D3G)- bilim kurulu üyesidir. Münih Terapi ve Uygulamalı Grup Terapisi Enstitüsü analistidir -Munster Institute of Therapeutic and Applied Group Analysis-.  "Arbeitshefte Gruppenanalyse" (Psychosozial) kitabının editörüdür.
Grup terapisi, kültürün etkisi ve bilinçaltı süreçlerde travmaların etkisi konulu birçok çalışması bulunan Scholz 2007 yılıjndan beri faaliyet gösteren International Dialogue Initiative (IDI) grubunun üyelerindendir.

 

Detaylı bilgi için:

www.regine-scholz.de

 

*Röportaj POLPAUM Danışma Kurulu Üyesi Dr. B. Senem Çevik-Ersaydı tarafından 20.02.2012 tarihinde Kudüs’te gerçekleştirilmiştir.




26 Nisan 2012 , Perşembe

2011 © Ankara Üniversitesi Rektörlüğü